Çocukların Cinsel İstismarı Suçu ve Cezası [TCK Madde 103]

çocukların cinsel istismarı suçu ve cezası

Toplumun vicdani temelini ve geleceğe olan inancını en derinden sarsan fiillerin başında, şüphesiz, çocukların cinsel dokunulmazlığına yönelik saldırılar gelir. Bu eylemler, yalnızca masum bir bireyin bedeninde ve ruhunda onarılması güç, çoğu zaman imkansız yaralar açmakla kalmaz, aynı zamanda toplumsal güven ve adalet duygusunu da temelden zedeler. Türk hukuk sistemi, bu bilinçle, çocukların cinsel istismarı suçunu en ağır şekilde cezalandırılan suç tiplerinden biri olarak düzenlemiş ve bu konuda sıfır tolerans ilkesini benimsemiştir. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 103. maddesi, bu suçun hukuki çerçevesini çizen, failler için ağır yaptırımlar öngören ve mağdurları korumayı amaçlayan temel normdur.

Bölüm 1: Suçun Hukuki Çerçevesi ve Temel Kavramlar

TCK 103’ü anlamak için, kanunun kullandığı terminolojiyi doğru bir şekilde özümsemek gerekir. Suçun merkezinde yer alan “çocuk” ve “cinsel davranış” kavramları, hukuki sonuçları tamamen değiştirebilen kritik tanımlardır.

1.1. Hukuki Perspektiften “Çocuk”: Yaş ve Algılama Yeteneği

TCK m.6/1-a, “henüz onsekiz yaşını doldurmamış kişi” olarak tanımladığı “çocuk” kavramını, cinsel dokunulmazlık söz konusu olduğunda daha hassas bir ayrıma tabi tutar. Bu ayrım, çocuğun korunma derecesini belirler:

  • Mutlak Koruma (0-15 Yaş Grubu): On beş yaşını tamamlamamış çocuklara yönelik her türlü cinsel eylem, çocuğun fiili anlaması, istemesi veya rıza göstermesi gibi hiçbir koşul aranmaksızın cinsel istismar suçunu oluşturur. Kanun koyucu, bu yaş grubundaki bir çocuğun cinsel bir eyleme geçerli bir rıza beyan etme kapasitesine sahip olmadığını varsayar. Bu, çürütülemez bir karinedir.
  • Algılama Yeteneğine Bağlı Koruma: On beş yaşını tamamlamış olsa dahi, maruz kaldığı fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneği gelişmemiş çocuklar da (örneğin, zihinsel engellilik veya akıl hastalığı nedeniyle) aynı mutlak korumadan faydalanır. Bu durumun tespiti, mahkeme tarafından aldırılacak Adli Tıp Kurumu veya üniversite hastanelerinden uzman raporları ile yapılır.
  • Nispî Koruma (15-18 Yaş Grubu): On beş yaşını tamamlamış ve algılama yeteneği gelişmiş çocuklara (reşit olmayanlar) yönelik cinsel davranışların bu suçu oluşturması için ek bir şart aranır: Fiilin cebir, tehdit, hile veya iradeyi etkileyen başka bir nedene dayalı olarak işlenmesi gerekir. Burada korunan, çocuğun cinsel özgürlüğüdür. Örneğin, 17 yaşındaki bir gence zorla veya kandırılarak yapılan cinsel bir eylem istismar iken, tamamen kendi rızasıyla yaşadığı bir ilişki bu suç kapsamında değerlendirilmez (ancak diğer kanun maddeleri, örneğin Reşit Olmayanla Cinsel İlişki suçu, gündeme gelebilir).

1.2. Yargıtay Gözüyle “Cinsel Davranış”: Sınırları ve Örnekleri

“Cinsel davranış” ifadesi, kanun tarafından bilinçli olarak geniş bırakılmıştır. Yargıtay, bu kavramın içini doldururken, eylemin objektif olarak cinsel bir karakter taşıyıp taşımadığına ve failin cinsel bir amaçla (şehvetle) hareket edip etmediğine bakar. Yargıtay kararlarından derlenen bazı örnekler şunlardır:

  • Doğrudan Temas İçeren Eylemler: Mağdurun cinsel organlarına, kalçasına, göğüslerine dokunmak; şehvetle öpmek; vücuduna sürtünmek; cinsel ilişkiye teşebbüs etmek.
  • Temas İçermeyen Eylemler: Mağdurun yanında mastürbasyon yapmak; cinsel organını göstermek (teşhircilik); cinsel içerikli ve rahatsız edici konuşmalar yapmak; pornografik görüntü izletmek.
  • Dijital Ortamda Gerçekleşen Eylemler: Çocuğa cinsel içerikli mesajlar, fotoğraflar veya videolar göndermek; görüntülü konuşma sırasında soyunmasını istemek; cinsel içerikli konuşmalar yapmaya zorlamak (online grooming). Yargıtay, dijital ortamda işlenen bu tür fiilleri de cinsel istismar kapsamında değerlendirmektedir.

Kritik Not: Eylemin Niyeti Önemlidir!
Bir eylemin cinsel davranış sayılıp sayılmayacağında failin kastı ve eylemin niteliği belirleyicidir. Örneğin, bir doktorun tıbbi muayene amacıyla çocuğun vücuduna dokunması istismar değilken, aynı dokunuşun cinsel tatmin amacıyla yapılması açıkça suçtur. Mahkeme, olayın oluş şekli, tanık beyanları ve tarafların durumu gibi unsurları bir bütün olarak değerlendirerek failin kastını tespit eder.

Bölüm 2: Cezai Yaptırımlar ve Suçun Nitelikli Halleri

TCK 103, fiilin ağırlığına göre dikkatle kademelendirilmiş bir ceza sistemi öngörür. Bu sistem, temel suç tipinden, cezayı katlayarak artıran nitelikli hallere kadar uzanır.

2.1. Suçun Temel Halleri ve Cezaları: Sarkıntılıktan Nitelikli İstismara

Fiilin yoğunluğu ve niteliği, cezanın belirlenmesindeki temel ölçüttür.

Suç TipiAçıklama ve Yargıtay KriterleriTemel Ceza Yaptırımı
Sarkıntılık Düzeyinde Cinsel İstismar (TCK 103/1, c.2)Mağdurun vücudu üzerinde gerçekleştirilen, ani, kesik, anlık ve devamlılık arz etmeyen cinsel davranışlardır. Örn: Aniden kalçaya dokunup kaçmak, yanağından şehvetle öpmek.3 yıldan 8 yıla kadar hapis cezası.
Basit Cinsel İstismar (TCK 103/1, c.1)Sarkıntılık düzeyini aşan, belirli bir süreklilik ve yoğunluk içeren, ancak vücuda organ veya cisim sokulmayan cinsel eylemlerdir. Örn: Mağduru uzun süre okşamak, üzerine abanmak.8 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası.
Nitelikli Cinsel İstismar (Tecavüz) (TCK 102/2)Vücuda vajinal, anal veya oral yoldan organ (penis) veya sair bir cismin (şişe, sopa vb.) sokulması suretiyle işlenir. En ağır halidir.16 yıldan az olmamak üzere hapis cezası.

2.2. Cezayı Yarı Oranında Artıran Nitelikli Haller (TCK 103/3)

Aşağıdaki durumların varlığı, suçun işlenmesindeki ahlaki kötülüğü ve mağdurun savunmasızlığını artırdığı için temel cezanın yarı oranında artırılmasını gerektirir:

  • Hısımlık veya Ailevi İlişki: Suçun üçüncü derece dâhil kan (amca, dayı, teyze, hala, yeğen) veya kayın hısmı (eşin amcası, dayısı vb.), üvey baba, üvey ana, üvey kardeş, evlat edinen veya koruyucu aile tarafından işlenmesi. Bu durum, mağdurun en çok güvenmesi gereken kişiler tarafından ihanete uğraması nedeniyle cezayı ağırlaştırır.
  • Gözetim ve Güven İlişkisinin Kötüye Kullanılması: Suçun vasi, eğitici, öğretici, bakıcı (dadı), sağlık hizmeti veren (doktor, hemşire) veya koruma ve gözetim yükümlülüğü bulunan başka kişiler (servis şoförü, etüt merkezi çalışanı) tarafından işlenmesi. Burada fail, mesleğinin veya konumunun sağladığı güveni ve kolaylığı kötüye kullanmaktadır.
  • Nüfuzun Kötüye Kullanılması: Kamu görevinin (polis, memur) veya hizmet ilişkisinin (işçi-işveren) sağladığı nüfuzun kötüye kullanılması.
  • Toplu İşlenme: Suçun birden fazla kişi tarafından birlikte işlenmesi. Bu durum, mağdurun direncini tamamen kıran ve eylemin vahametini artıran bir haldir.

2.3. Cezayı Daha da Ağırlaştıran Sonuç Odaklı Haller (TCK 103/4)

Eğer işlenen cinsel istismar fiili sonucunda mağdur üzerinde kalıcı ve ağır etkiler meydana gelmişse, ceza daha da yükselir:

  • Beden veya Ruh Sağlığının Bozulması: Bu, en sık karşılaşılan nitelikli hallerden biridir. İstismar sonucu mağdurda Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB), depresyon, anksiyete bozuklukları gibi kalıcı ruhsal sorunlar veya bedensel bir hastalık/sakatlık meydana gelirse, faile verilecek ceza 15 yıldan az olamaz. Bu durumun tespiti, mutlaka Adli Tıp Kurumu veya tam teşekküllü bir hastaneden alınacak heyet raporuyla mümkündür.
  • Bitkisel Hayat veya Ölüm: Suçun işlenmesi sırasında veya sonucunda mağdurun bitkisel hayata girmesi veya ölmesi durumunda, fail ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılır. Bu, kanunun bu suç için öngördüğü en ağır yaptırımdır.

Bölüm 3: Soruşturma ve Yargılama Sürecinin Detaylı Analizi

Çocuk cinsel istismarı suçunun hukuki süreci, mağdurun korunması ve adaletin sağlanması amacıyla özel ve hassas usul kurallarına tabidir.

3.1. İlk Adım: Suçun Bildirilmesi ve “Resen Soruşturma” İlkesi

Bu suç, takibi şikayete bağlı değildir. Yani, mağdurun veya ailesinin şikayetçi olması beklenmez. Cumhuriyet Savcısı, suçu öğrendiği herhangi bir kanalla (ihbar mektubu, telefon, bir öğretmenin bildirimi, polisin tespiti, basında çıkan bir haber vb.) derhal soruşturma başlatmakla yükümlüdür. Şikayetçi olunmaması veya şikayetin geri çekilmesi, başlayan kamu davasını kesinlikle durdurmaz. Bu ilke, devletin çocuğun üstün yararını herkesten ve her şeyden önde tuttuğunun bir göstergesidir.

3.2. Delillerin Kalbi: Çocuk İzlem Merkezi (ÇİM) ve Uzman Raporları

Bu soruşturmaların merkezinde, mağdur çocuğun ikincil bir travma yaşamasını engellemek amacıyla kurulan Çocuk İzlem Merkezleri (ÇİM) yer alır. ÇİM’deki süreç şu şekilde işler:

  • Ortam: ÇİM’ler, çocuk dostu bir ortam olarak tasarlanmıştır. Hastane veya karakol gibi soğuk ortamlar yerine, oyuncakların ve sıcak renklerin olduğu odalardan oluşur.
  • Görüşme: Mağdur çocuk, adli görüşmeci olarak görev yapan bir psikolog veya pedagog ile özel bir odada tek başına görüşür.
  • İzleme: Bu görüşme sırasında Cumhuriyet Savcısı, mağdur avukatı ve şüpheli avukatı, görüşmeyi bitişik, aynalı bir camın arkasından veya kapalı devre kamera sisteminden canlı olarak izler. Sorularını doğrudan çocuğa değil, kulaklık aracılığıyla adli görüşmeciye iletirler.
  • Kayıt: Tüm görüşme, ileride delil olarak kullanılmak ve çocuğun defalarca ifade vermesini önlemek amacıyla sesli ve görüntülü olarak kaydedilir. Bu kayıt, mahkemede en önemli delillerden biri haline gelir.

Bunun yanı sıra, Adli Tıp Kurumu’ndan alınacak beden ve ruh sağlığı raporları, suçun fiziki izlerini ve psikolojik sonuçlarını bilimsel olarak ortaya koyar. Sosyal hizmet uzmanları tarafından hazırlanan Sosyal İnceleme Raporları (SİR) ise çocuğun ailevi ve sosyal çevresi hakkında mahkemeye bilgi sunar.

3.3. Mahkeme Aşaması: Ağır Ceza’da Gizli Yargılama

Soruşturma sonunda yeterli delile ulaşan savcı, iddianame düzenleyerek Ağır Ceza Mahkemesi’nde kamu davası açar. Yargılama süreci şu özelliklere sahiptir:

  • Görevli Mahkeme: Bu suçlara bakmakla görevli mahkeme, ceza üst sınırları nedeniyle Ağır Ceza Mahkemesi’dir.
  • Kapalı Duruşma: Mağdurun kimliğinin ve özel hayatının gizliliğini korumak amacıyla, duruşmaların tamamının veya bir kısmının halka kapalı yapılmasına karar verilebilir. Bu, genel bir kuraldır.
  • Yayın Yasağı: Mahkeme, soruşturma veya kovuşturma konusu olayla ilgili olarak yazılı, görsel ve internet medyasında her türlü haber, röportaj, eleştiri vb. yayınların yapılmasını yasaklayabilir.
  • Bakanlık Vekilinin Katılımı: Mağdur çocuğun haklarını savunmak üzere, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na bağlı bir avukat da davaya “katılan” sıfatıyla müdahil olur.

Bölüm 4: Çocukların Cinsel İstismarı (TCK m. 103): Yargıtay’ın Yorumu ve Uygulama Esasları

Çocukların cinsel istismarı suçu, toplum vicdanında derin yaralar açan ve hukuk sisteminin en hassas yaklaştığı suç tiplerinden biridir. Yargıtay, kanun maddelerinin somut olaylara uygulanmasında, eylemin niteliğinden delillerin değerlendirilmesine kadar birçok konuda yol gösterici ilkeler benimsemiştir.

1. Eylemin Hukuki Niteliğinin Belirlenmesi: “Sarkıntılık” ve “Basit Cinsel İstismar” Ayrımı

Çocuğa yönelik her cinsel içerikli fiziksel temas, aynı hukuki kategoriye girmez. Yargıtay, eylemin ağırlığını ve dolayısıyla verilecek cezayı belirlemek için önemli bir ayrım yapar:

  • Sarkıntılık Düzeyindeki Eylemler: Failin, cinsel amaçla gerçekleştirdiği ancak ani, kesik kesik ve devamlılık arz etmeyen temaslardır. Bu eylemler daha az cezayı gerektirir.
  • Basit Cinsel İstismar: Eğer failin eylemleri, anlık bir temastan öte, belirli bir süre devam eden, daha yoğun ve cinsel arzuları tatmine yönelik ısrarlı bir nitelik taşıyorsa, bu durum suçun daha ağır olan temel halini oluşturur.

Yargıtay’a göre mahkemeler, bir eylemin hukuki niteliğini belirlerken sadece temasın varlığına değil; eylemin süresine, yoğunluğuna, tekrar edip etmediğine ve işleniş biçimine bir bütün olarak bakmak zorundadır.

2. İspat Hukuku: Mağdur Çocuğun Beyanının Delil Değeri

Cinsel istismar suçları, genellikle tanığı olmayan, gizli ve kapalı ortamlarda işlenir. Bu durum, ispat konusunda en önemli delilin mağdurun kendi beyanı olmasına yol açar.

Yargıtay, bu suçun doğası gereği, başka somut ve doğrudan bir delilin bulunmadığı durumlarda dahi, mağdur çocuğun beyanının mahkumiyet için yeterli olabileceğini kabul etmektedir. Ancak bunun için mağdurun beyanının;

  • Soruşturma ve dava aşamaları boyunca kendi içinde tutarlı ve çelişkisiz olması,
  • Hayatın olağan akışına uygun ve samimi olması,
  • Alınan uzman veya adli tıp raporları gibi diğer yan delillerle çelişmemesi gerekir.

Bu ilke, mağdurun beyanını “tek ve belirleyici delil” haline getirebilir. Bu nedenle mahkemelerin, çocuğun beyanının güvenilirliğini ve tutarlılığını son derece titiz bir şekilde denetlemesi beklenir.

3. Nitelikli Haller ve “Bilimsel Delil” Şartı

Suçun, mağdurun “beden veya ruh sağlığının bozulmasına” neden olması, cezayı ciddi şekilde artıran bir nitelikli haldir. Yargıtay, bu ağırlaştırıcı nedenin uygulanması için yoruma dayalı kararlar verilmesine izin vermez.

Yüksek Mahkeme’ye göre, mağdurun ruh sağlığının bozulup bozulmadığı, sadece tanık veya mağdur beyanlarına ya da hâkimin gözlemine dayanılarak belirlenemez. Bu nitelikli halin uygulanabilmesi için;

  • Mutlaka Adli Tıp Kurumu’nun ilgili ihtisas dairesinden alınmış,
  • Ruh sağlığındaki bozulmanın, maruz kalınan cinsel istismar eylemiyle nedensellik (illiyet) bağını açıkça kuran,

kesin bir bilimsel rapora ihtiyaç vardır. Bu yaklaşım, cezayı ağırlaştıran nitelikli hallerin, objektif ve bilimsel delillerle kanıtlanması gerektiği ilkesini ortaya koymaktadır.

Bölüm 5: Ceza Davası Dışındaki Haklar – Maddi ve Manevi Tazminat

Ceza davası, failin cezalandırılmasını amaçlar. Ancak istismar eylemi, mağdur ve ailesi üzerinde derin manevi acılara ve maddi zararlara yol açar. Bu zararların giderilmesi için, ceza davasından bağımsız olarak Hukuk Mahkemelerinde maddi ve manevi tazminat davası açma hakkı bulunmaktadır.

  • Manevi Tazminat: Mağdur çocuğun yaşadığı elem, keder, korku, utanç ve ruhsal çöküntü nedeniyle talep edilir. Hâkim, olayın ağırlığı, tarafların sosyal ve ekonomik durumu gibi unsurları göz önünde bulundurarak hakkaniyete uygun bir miktar belirler.
  • Maddi Tazminat: İstismar nedeniyle yapılan tüm masraflar bu kapsamdadır. Örneğin; psikolojik tedavi ve ilaç masrafları, hastane giderleri, olay nedeniyle ailenin yaptığı diğer harcamalar maddi tazminat olarak talep edilebilir.

Bu dava, çocuğun yasal temsilcileri (anne-baba) tarafından, suçun ve failin öğrenilmesinden itibaren belirli zamanaşımı süreleri içinde açılmalıdır. Ceza davasının kesinleşmesi, tazminat davası için bir ön şart değildir; iki dava aynı anda yürüyebilir.

Bölüm 6: Sıkça Sorulan Sorular (SSS)

Soru: Çocukların cinsel istismarı suçu şikayete tabi midir?
Cevap: Kesinlikle hayır. Bu suç, kamu düzenini ve güvenliğini ağır şekilde ihlal ettiği için takibi şikayete bağlı değildir. Savcılık, suçu öğrendiği andan itibaren resen (kendiliğinden) soruşturma başlatmak zorundadır. Mağdurun veya ailesinin şikayetçi olmaması, hatta şikayetini geri çekmesi soruşturma veya kovuşturmanın devam etmesine engel teşkil etmez.
Soru: Bu suçlarda “iyi hal indirimi” (takdiri indirim) uygulanabilir mi?
Cevap: TCK Madde 62’deki takdiri indirim nedenlerinin uygulanması teorik olarak mümkündür. Ancak Yargıtay ve ilk derece mahkemeleri, bu tür suçların toplumda yarattığı infial ve suçun vahameti nedeniyle takdiri indirim nedenlerini uygulama konusunda oldukça kısıtlayıcı bir tavır sergilemektedir. Sanığın sadece duruşmada kravat takması veya saygılı davranması gibi şekli tutumlar, tek başına indirim için yeterli görülmemektedir. İndirim için, sanığın gerçek bir pişmanlık göstermesi ve mağdurun zararını gidermeye çalışması gibi somut emareler aranır.
Soru: Cinsel istismar suçundan verilen hapis cezası, para cezasına çevrilebilir mi, ertelenebilir mi veya HAGB kararı verilebilir mi?
Cevap: Hayır. Bu suç için kanunda öngörülen hapis cezalarının alt sınırları (en hafifi olan sarkıntılık için 3 yıl), cezanın adli para cezasına çevrilmesine veya ertelenmesine yasal olarak olanak tanımamaktadır. Aynı şekilde, Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB) kararı da, ceza miktarları nedeniyle bu suç için uygulanamaz. Dolayısıyla, bu suçtan mahkumiyet alan bir fail, cezasını mutlaka cezaevinde infaz eder.
Soru: Aile olarak çocuğumuzun istismara uğradığından şüpheleniyorsak ilk ne yapmalıyız?
Cevap: Sakinliğinizi koruyarak derhal harekete geçmelisiniz. İlk olarak, çocuğa baskı yapmadan, onu yargılamadan, “sana inanıyorum” mesajını vererek güvenli bir ortamda konuşmaya çalışın. Ardından, vakit kaybetmeden en yakın Cumhuriyet Başsavcılığı’na, polis merkezine veya jandarma karakoluna durumu bildirin. Aynı zamanda, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın ALO 183 Sosyal Destek Hattı’nı arayarak profesyonel destek ve yönlendirme talep edebilirsiniz. Sürecin en başında bir avukattan hukuki destek almak, atılacak adımların doğru planlanması için hayati önem taşır.

Soru: Cinsel suçlarda denetimli serbestlik kaç yıl?

          Cevap: Bu soruya net bir yıl vermek yanıltıcı olur çünkü cinsel suçlarda, özellikle çocuklara karşı işlenenlerde, denetimli serbestlik uygulaması diğer suçlara göre çok daha kısıtlı ve özel şartlara tabidir. Öncelikle, denetimli serbestlik bu suçlarda bir ceza alternatifi değil, ancak hapis cezasının infaz aşamasında gündeme gelebilen bir durumdur. Hükümlü, cezasının kanunda öngörülen büyük bir kısmını cezaevinde geçirdikten sonra, kalan son kısmının bir bölümünü denetimli serbestlik altında dışarıda geçirebilir. Ancak cinsel dokunulmazlığa karşı işlenen suçlarda koşullu salıverilme oranları daha ağır (örneğin 2/3 veya 3/4 gibi) olduğundan, hükümlünün cezaevinde kalacağı süre uzamaktadır. Denetimli serbestlik süresi, kişinin aldığı toplam cezaya ve o an yürürlükte olan infaz kanununun ilgili maddelerine (CGTİHK m.105/A vb.) göre hesaplandığı için her olayda farklılık gösterir ve genellikle kısa sürelidir.

Sonuç: Hukuki Mücadelede Profesyonel Desteğin Önemi

Bu kapsamlı rehberin de ortaya koyduğu gibi, çocukların cinsel istismarı suçu, son derece ağır yaptırımları olan, karmaşık usul kurallarına tabi, mağdur psikolojisinin ve bilimsel delillerin ön planda olduğu, derinlemesine uzmanlık gerektiren bir hukuk alanıdır. Soruşturma aşamasında toplanan bir delil, ÇİM’de alınan bir ifade, mahkemede yapılan bir savunma veya temyiz aşamasında ileri sürülen bir gerekçe, davanın sonucunu tamamen değiştirebilir.

Bu labirent gibi karmaşık ve duygusal olarak yıpratıcı süreçte, hem mağdurun hem de sanığın haklarının korunması, adil bir yargılamanın teminatıdır. Yanlış atılacak bir adım, telafisi imkansız sonuçlara yol açabilir. Bu nedenlerle, davanın mağduru veya faili olma durumunuza bakılmaksızın, sürecin en başından itibaren bu alanda tecrübeli bir ceza avukatından profesyonel destek almak, bir lüks değil, önemli bir zarurettir. Hak kaybı yaşamamak, adaletin eksiksiz ve doğru bir şekilde tecelli etmesini sağlamak ve bu zorlu süreci en az hasarla atlatabilmek adına bir avukatın profesyonel hukuki rehberliği kritik öneme sahiptir.

AHD Durak Hukuk Bürosu

Bu makale, AHD Durak Hukuk Bürosu tarafından genel bilgilendirme amacıyla kaleme alınmıştır. Büromuz, avukatlık faaliyetlerini ağırlıklı olarak Ceza Hukuku, Ağır Ceza Hukuku ve Aile Hukuku (Boşanma, Velayet, Mal Paylaşımı vb.) alanlarında sürdürmektedir. Burada yer alan içerikler, Türkiye Barolar Birliği'nin Reklam Yasağı Yönetmeliği'ne uygun olarak hazırlanmış olup, hukuki tavsiye niteliği taşımaz ve avukat-müvekkil ilişkisi kurma amacı gütmez.

📞 Hemen Arayınız